NO STAND-BY, IMF BYE BYE!
IMF'ye karşı İstiklal Caddesi başta olmak üzere, İstanbul'un değişik yerlerinde yapılan maskeli, vurdulu, kırdılı, cam-çerçeve indirici, molotof kokteylleri ile yakıcı vahşi protestolar gibi değil; Saadet gençliğine yakışır bir şekilde protestolar sergilendi.
Protestonun "görsel" kısmı böyleydi ve o dev pankart orada asılı olduğu sürece devam edecek...
Millî Görüş Gençliği'nin, Millî Görüş gömleklerini çıkarıp IMF ve Dünya Bankası paralelinde ekonomi politikaları yürütenlere karşı yürüttükleri protestonun bir de "yazılı" olanı yani "beyanat" şeklinde olanı vardı ve onun da başlığı şöyleydi:
Açık beyanımızdır: IMF'yi İSTEMİYORUZ!
***
Üç yılda bir Amerika dışında yapılan "IMF Yıllık Toplantıları"nın, 1955 yılından sonra bu yıl tekrar İstanbul'da gerçekleştirilmesi ile birlikte, Türkiye ikinci kez küresel sömürü sermayesinin bu iki kuruluşuna, yani sadece IMF'ye değil, aynı zamanda Dünya Bankası'na da ev sahipliği yapan tek ülke oldu.IMF ile ilki 1958 yılında olmak üzere bugüne kadar 19 kez anlaşma yaptık... Son yarım yüzyılın büyük bölümünde ekonomimiz, borç aldığımız ve sürekli olarak borç batağına sürüklendiğimiz bu kuruluş tarafından gözetim altında tutuldu... Bugün gelinen noktada tarım ve sanayi gibi ana üretim sektörleri can çekişirken, işsizlik artarken, "bankacılık" gibi sömürüye hizmet sektörleri hızla büyümüştür... Böylece Türkiye, "üretmeyen" ama hep "tüketen" ve "yüksek faizlerle" sürekli borçlandırılarak tüketimin teşvik edildiği pazar bir ülke hâline getirilmiştir...
IMF'nin 2000 yılından beri Ankara'da "Temsilcilik Ofisi" bulunmaktadır ve bu ofis yedi yıllık AKP iktidarı döneminde gayet verimli bir şekilde çalışmaktadır...
***
Ofis deyip geçmeyin. Ümüğümüzü elli yıldan beri sıkan "küresel tekel sömürü sermayesi"nin bu kuruluşu, işte bu ofis sayesinde, Ankara'daki Türk makamlarıyla Washington arasında irtibat sağlayarak IMF politikalarını ülkemizin sömürülüp soğana çevrilmesi için koordine etmektedir... İşin bir de garip bir yönü var:IMF Direktörler Kurulu'nda ülkemizin temsili dahi "Belçika İcra Direktörü" tarafından yürütülmektedir!.. Artık zirvede olan ve çökmeye başlayan Batı uygarlığının gelişmiş ülkeleri, son yıllarda yaşanan küresel ekonomik krizden derinden etkilendiler, batağa sürüklendiler, eski güçlerini kaybettiler, kapitalizmin ana kurumları tek tek iflas ediyor... ABD ve AB ülkeleri, karşılıksız kredi tıkanıklıklarını açmak, şirketleri kurtarmak, talep oluşturarak üretimi canlandırmak için piyasalara trilyonlarca dolar pompaladılar... Küresel kapitalizmin ana ülkeleri bütün bu problemleri yaşarken bile, IMF'den 'faizli kredi' kullanmadılar, aksine gelişmekte olan ülkelere faizli kredi verilmek üzere IMF'ye para aktarmayı sömürgeci çıkarlarına uygun buldular; sömürü çarkı böyle işlemeye devam etti... İşte bu gibi sebeplerle; "IMF'yi İSTEMİYORUZ!.."
"NO STAND-BY, IMF BYE BYE!"
***
Artık bütün dünya biliyor ki; IMF kalkındırmaz, sadece süründürür!.. Uzun yıllar tecrübe edilerek görülmüştür ki; IMF, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri sömürüsü için "sürdürülebilir borçlandırma ve sömürü fonu"dur.
Bugüne kadar IMF ile ekonomik programa devam edip de belini doğrultabilmiş ülke yoktur. Aksine, son zamanlarda bazı Güney Amerika ülkelerinde görüldüğü üzere, IMF güdümünden kurtulup kendi kaynaklarını değerlendiren ve kendi başının çaresine bakabilen ülkeler, ekonomik istikrar ve kalkınmaya kavuşmuştur.
Türkiye bugüne kadar IMF ile 19 anlaşma yaptı da ne oldu?!.
Başbakanımız bile bunu bilip itiraf edercesine, "IMF'ye ümüğümüzü sıktırmayacağız!" demesine rağmen; İstanbul'da IMF ve Dünya Bankası ile Hükümet arasında sürdürülen faaliyetler neyin nesi?!.
***
Bütün bu faaliyet, organizasyon, planlama ve yeniden yapılanmalar, "küresel finans sömürüsü"nün yeniden oluşturulması ve iflas eden vahşi kapitalizm için yapılıyor... "Küresel sömürü sermayesi"nin, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların güdümüyle, Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünya ülkelerinin siyasal ve ekonomik yapıları kan ve gözyaşı ile yeniden şekillendirilirken, paralelde "küresel finans mimarisi"nin sömürüye dayalı olarak yeniden oluşturulması hedeflenmektedir.
Yedi yıllık iktidar partisi tarafından yapılan açıklamalarda görülmüştür ki; Türkiye'nin önce bölgesel, daha sonra küresel finans merkezi yapılması planlanmaktadır. Bu plan elbette ülkemizde değil, malum yerlerde hazırlanmıştır. Millî menfaatlerimize, uluslararası hak, adalet ve refaha hizmet edecek bir merkez olmak, -geçmiş tarihimizde zaten var olduğu gibi- bize elbette onur ve şeref verir. Ancak küresel tekel sermayenin sömürü planlarına hizmet edecek bir rolün Türkiye için biçilmesi kabul edilemez.
İstanbul'da yapılan IMF-Dünya Bankası Zirvesi ile ilgili bu toplantılar hangi plana, hangi hedeflere, hangi yeni sömürü çarklarına hizmet edecektir?!.6 Ekim, "İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşu"nu andığımız günlerde, "ekonomik özgürlüğümüzü teslim ettiğimiz IMF ve Dünya Bankası toplantıları"nın İstanbul'da yapılıyor olması, ibretle değerlendirilmelidir...
İşte bu ve benzeri gerekçelerle; "Millî Görüş"ün, "Adil Düzen Ekonomisi"nin biricik temsilcisi Saadet Partisi, Türkiye üzerinde IMF yönlendirmeleri olduğu sürece "ekonomik özgürlüğün", hattâ gerçek anlamda "siyasal bağımsızlığın" dahi olamayacağını açıkça ifade etmektedir.
Saadet Gençliği, "yazılı" ve "görsel" etkinliklerde ne diyordu? "IMF'yi İSTEMİYORUZ!.." "NO STAND-BY, IMF BYE BYE!"
***
"IMF'Yİ BIRAK, ÜRETMEYE BAK!"
Çözüm için millî değerlerimizi esas alan, öz kaynaklarımızın harekete geçirildiği, "faizsiz kredileşme sistemi"ne dayanan kalkınma modeli oluşturulmalıdır. Bunun için Genel Başkanımız Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'un hükümete uyarılarında belirttiği gibi; Türkiye'de istihdamı özendirecek, üretimin önündeki engelleri kaldıracak, tezgâhı dağıtmayacak tedbirlerin acilen alınması şarttır. Bu bağlamda istihdam artıran kuruluşlardan vergi alınmaması, sosyal güvenlik primi cezalarının affedilmesi, elektriğe zam yapmanın aksine bu tür temel maliyet girdilerinin azaltılması gibi somut öneriler de getirilmiştir...
"NO STAND-BY, IMF BYE BYE!"